
O kadar da çekilmez olmazdı mağlubiyetler, her maça gidişte aklın onda kalmasaydı eğer…
Git kendini çok sevdirmeden. Deron Williams için söylenebilecek daha güzel bir söz gelmiyor aklıma, şu sıralar. Yani şu basketbolun tadına vardıktan sonra, Deron Williams gidince ne olacak duygusu çörekleniyor içime. Seyredenler büyülenip çıkıyor salonlardan. “Can Akın’la iyi bir ikili olduk” diyebilecek kadar mütevazi, takımın 16 yaşındaki oyuncusu Kartal Özırmak ile yakından ilgilenecek kadar olgun. Hani bakıyorsun ne bir yıldız kaprisi, ne de bir afra tafra göremiyorsun. Utah Jazz’da Jerry Sloan’ı yiyen adam bu değil sanki(!)
Son derece iyi niyetli olduğu anlaşılıyor. Genç yaşta evlenmiş, çocukları olmuş. ‘Düzgün’ adam. Ne bir skandala adı karışmış, ne çete lideri, ne de uyuşturucularla işi olur… Sadece basketbol var hayatında. O yüzden ‘Avrupa basketboluna uyum sağlama’ diye uyduruk bir süreç yaşamadı. Utah’dan New Jersey’e geçtiği günün akşamı maça çıkıp geceyi 18 asistle tamamlayabilmiş bir oyuncudan bahsediyoruz. NBA’deki ‘career high’ larına değinmeye gerek yok burada.
Dünkü Fenerbahçe Ülker maçında Sinan Erdem’i dolduran 12 bin kişiye sunduğu ziyafet uzun yıllar unutulmayacaktır. Rakip ‘ezeli’ olunca, kulüp yönetimi ‘butik salon’ yerine orayı tercih etmiş. Rakip ‘ezeli’ olunca, en az 10 bin kişi biletini alıp maça gelir. Hatırlıyorum da, D-Will’in Beşiktaş formasıyla ilk resmi maçı Akatlar’da 300 kişi önünde oynanmıştı; oradaydım. EuroCup ön eleme maçında Ergin Ataman’ın takımı Belçika’nın Dexia Mons takımını 8 sayı farkla yenip, evine yollamıştı. Maç sonrası Ataman’ın rakibi küçümseyen ifadelerini dinlemiştik: “…onlar da Amerikalılardan kurulu bir takım. İkinci maçta daha farklı kazanacağımızı düşünüyorum.” Sonuç olarak siyah-beyazlı kulüp, bir hafta sonra Belçika’da tarihindeki 2. Valerenga faciasını yaşıyordu.
Şimdilerde her şey süt liman. EuroCup kazası unutuldu, TBL’de 4’te 4 ile sezon başlangıcı yapıldı. Okyanusun öte tarafında ise oyuncular sendikası ile NBA yönetimi arasındaki restleşme devam etmekte. Yalnız, oyuncular kazanımlarından dirhem dirhem taviz vermeyi de sürdürüyor. Gidişat daha fazla kar peşinde koşan patronların lehine. Teslim bayrağı çekilmek üzere. Bu da demek oluyor ki; Deron Williams’a ve Semih Erden’e yakın zamanda yol gözükebilir. Sonra? Sonrası bildik hikaye. Sezon ortasında ‘free agent’ oyuncu arayışına girilecek ve elbette bu 2 ismin yeri dolmayacak. Plansız ve önüne hedef koymadan hareket etmenin, ‘şova kaçma’nın bedeli ağır olacak. Ataman belki de bu sezon play-off dahi göremeyecek. Doğru ya; ‘o riski alıyorum ben’ demişti.
Belki de sezon başında adeta kan kusturulan 3 oyuncunun ahı tutmuş olacak. Emektar oyunculara 3 kuruş parayı çok görüp, ‘yıldırma politikası’nı reva görenler, olanlar unutulacak sanıyor herhalde. O süreçte gıkını çıkarmayan, Amerikalarda Kobe Bryant pazarlığı yapan Ataman, hiçbir şey hatırlanmayacak sanıyor.
Neyse, bunlar tatsız mevzular. Biz, Deron Williams’a geri dönelim. Düzgün adam demiştik ya, hakikaten de öyle. Deprem Van'ı yıktığında, olan biteni görüp çok üzülüyor mesela. ABD’deki arkadaşlarına ve tüm dünyadaki hayranlarına oradaki insanlar için dua etmelerini söylüyor. Ben iyiyim diyor, orası bizden bir hayli uzakta... Güzel günler de Beşiktaşlılar için uzakta. Bir rüyaydı, gördük, bitti. Şehre bir film gelmiş, bir çok güzel asist izlemişiz sanki.
Git kendini çok sevdirmeden.
0 yorum:
Yorum Gönder