16 Ocak 2012 Pazartesi

Beşiktaş'ın carval-HALİ



Futboldan soğuduk belki ama Carlos Carvalhal'e fena halde ısındı içimiz. Hani düşünüyorum da İlhan Cavcav'ları, Sinan Engin'leri ve çöpe atılası diğer türdeşlerini; ne güzel demiş büyük şair: "Ustalaştık biraz daha taşı kırmakta, dostu düşmandan ayırmakta" diye...

Soğuk ve rüzgarlı bir Dolmabahçe akşamı, beklentim galibiyet. Yalnızca birazcık güzel futbol izleyebilmek için stadyum-stadyum, ülke-ülke gezen o futbol dilencisinden hayli uzak bir ruh halindeyim. Benimkisi daha çok şu Bursaspor’u bir kez daha yenelim isteği. Zira, Galatasaray ile Fener farkı açıyor. İşkillenmekteyim. Gerçi, dört takımın da şimdiden belli olduğu play-off var değil mi?

***

Başlama vuruşundan itibaren Almeida ve Edu’daki futbol iştahı gözlerden kaçmamış olmalı. İkisi de oldukça hareketli ve ne yaptığını bilen görüntüdeydi. Beşiktaş’ın hücum üçlüsünün diğer ayağı olan Veli Kavlak ise Carvalhal’ın özel olarak ilgilendiği bir oyuncu. Simao'nun ve Quaresma’nın yokluğunda onu sahaya sürerken, söylediklerini harfiyen yerine getirmesini umuyor. Zaman zaman saha kenarından ne yapması gerektiğini söylüyor, nerede hata yaptığını gösteriyor. Oyuncusunu ikaz ediyor. Veli’nin kanımca en büyük eksiği; maçın ilerleyen dakikalarında oyundan düşmesi. Yoksa şimdiye kadar gol de attı, asist de yaptı, topunu da oynadı.



Bursaspor’un yeni transferi sağ bek Hakan Aslantaş’ın görev bölgesindeki topu kaptırdığı pozisyonun devamında Beşiktaş’ın ilk golü geldi. (dakika 7) Necip Uysal’ın o pozisyondaki gayreti, topu kaptıktan sonraki serinkanlı ortası en az Almeida’nın usta işi kafa vuruşu kadar değerliydi.

Bursaspor’un beraberlik golünün gelişimi ise ilginç. Almeida yarı sahada kazanılan taç atışını kullanmak üzere gözleriyle arkadaşlarını aradığı sırada Carvalhal’in uyarısıyla topu sağ bek Ekrem’e attı. Yine Carvalhal’in isteğiyle Beşiktaş geriden oyun kurma hesabı yapıyordu. Ekrem, Toraman, Egemen derken o top İsmail Köybaşı’nın bölgesinde kaptırıldı ve Batalla Bursaspor’un beraberlik golünü kaydetti. O taç atışı geriye oynanmasaydı gol de gelmeyecekti yani.



Golün üzerinden çok geçmeden, Beşiktaş yeniden öne geçmeyi bildi. Saçsız kral Ernst’in 40 metrelik adrese teslim ortasında, günün çalışkan ismi Edu jeneriklik bir gol attı. İlk yarınının polemiğe meyyal pozisyonunda başrolde Rüştü vardı: Kucağında top, suçlu bir sırıtış ve top çizgiyi geçti mi, geçmedi mi tartışmaları.

***

İkinci yarı ilk yarıya göre daha düşük tempoda ve daha az pozisyonlu geçti. 2-1’i koruma kaygısı Carvalhal direktiflerinde vücut buldu. İşte bu tadı sevmiyorum. Şu güzel ortamı bozuyorsun Carvalhal. Kendi oyununu oynatsan takıma, gözün kolundaki saate gitmese sık sık…

Bir de Beşiktaş orta sahasına değinmek gerekiyor. Ernst-Fernandes-Necip üçlüsü büyüktür Baroni-Emre-Topuz üçlüsünden. İlk golde Necip, ikinci golde Ernst asisti yaparken üçüncü golde ise Fernandes’in katkısı büyüktü. Belki asist kendisine yazılmadı ama top ayağına çok yakışıyor bu adamın.

80. dakikada oyuna giren Mustafa Pektemek, 83. dakikada galibiyeti perçinleyen golü buldu. Sağ ayak içiyle vurduğu top, kaleciyi ters ayakta yakalamış vaziyette solundan tıngır mıngır yuvarlandı. Top tekniği işte. Böyle anlarda sergilersin, yoksa ‘durun size teknik göstereyim’ diyerek gösterebildiğin bir şey değildir. Pektemek ligde 7. golünü attı. Takımın en golcüsü ama yalnızca 1 maçta 90 dakika oynayabildi!

***

Maçlar bir şekilde kazanılıyor. Sen mutlu, ben mutlu… Beşiktaş, Fenerbahçe ya da Galatasaray ise takımın, zaten 20 haftada en azından 10 galibiyet alabiliyorsun. Yanlış mı?

Zeki Demirkubuz şöyle bir tweet atmış maçtan sonra: “Süleyman Seba’yı 58.maddenin değiştirilmesi için ortalıkta gezerken düşünün. Beşiktaş’ın nerelerden nereye geldiğini anlarsınız.” Koyu bir Milan taraftarı ünlü şahıs Berlusconi’ye rağmen sevmekten vazgeçemediği takımı için demiş ya hani “Aşık olduğunuz kadın fahişe olsa ondan vazgeçer miydiniz?” diye, bizimkisi de o misal!

***

Carvalhal demiştim. Portekizli geldiğinde, kulüp yönetimi ve tüm medya organları ‘emanetçi’ demişlerdi. Emaneti gözü gibi koruyup, çekip çevirip günü geldiğinde de gereğini yapmaktı işi. Günü geldiğinde…

O gün belki de sezon sonunda gelecek. Belki Beşiktaş’ı şampiyon yapacak ama ya İspanya Ligi’ne gidecek ya da Porto’nun başına geçecek. Çünkü günü gelmiş olacak.

1 yorum:

frank dedi ki...

Merhaba, sitenize rastladım ve sizinle iletişim kurmak için e-posta adresi almak mümkün değildi. Sayfanızda benim web sitesine bir link eklemeyi düşünebilirsiniz misiniz. Biz bunu yaparsanız bizim Çevrimiçi Mağaza için% 10 indirim sunmak için mutluyuz. Bana email edin ve ben bizim bağlantı vermek için mutlu olurdu.

Teşekkürler!

Frank
frank641w@gmail.com